Tüm yazılar

Dünya Tarihindeki Beş Büyük Kitlesel Yok Oluş

Buzullardan volkanlara, Büyük Ölüm’den dinozorları silen göktaşına: Dünya’daki beş büyük kitlesel yok oluş neden yaşandı, sonrasında yaşam nasıl toparlandı?

Bugüne kadar Dünya’da yaşamış türlerin büyük çoğunluğu artık yok. Bu şaşırtıcı gelebilir, ama yok oluş evrimin olağan bir parçası: Türler ortaya çıkar, bir süre yaşar ve kaybolur. Bilim insanları bu sürekli, yavaş kayba arka plan yok oluşu (background extinction) diyor.

Ama fosil kayıtlarında bu yavaş ritmin aniden koptuğu anlar var. Jeolojik açıdan kısa bir sürede türlerin dörtte üçünden fazlası ortadan kalkıyor. Bunlara kitlesel yok oluş deniyor. Kambriyen patlamasından bu yana geçen yaklaşık 540 milyon yılda bunlardan beşi öne çıkıyor.

1982’de Chicago Üniversitesi’nden paleontologlar David Raup ve Jack Sepkoski, deniz canlılarının fosil kayıtlarını tarayarak çeşitliliğin olağandışı biçimde düştüğü beş dönemi belirledi. O günden beri bunlara “Büyük Beşli” deniyor.

Bir uyarı: Aşağıdaki yüzdeler tahmindir. Fosil kaydı eksiktir ve en iyi, sert kabuklu deniz canlılarını korur. Bilim insanları çoğu zaman tek tek türleri değil, cins ya da aile düzeyindeki kayıpları ölçüp tür kaybını bunlardan hesaplar. Bu yüzden farklı yöntemler farklı sonuçlar verir. Burada en çok atıf yapılan derlemelerden birinin (Barnosky ve ark., 2011, Nature) değerlerini kullanıyoruz ve önemli farklılıkları ayrıca belirtiyoruz.

1. Ordovisiyen-Silüriyen: Buzlarla gelen ölüm

Yaklaşık 445-443 milyon yıl önce

O dönemde yaşamın neredeyse tamamı denizdeydi. Güney yarımkürede uzanan dev kıta Gondvana üzerinde büyük buzullar oluştu. Su buzullarda kilitlenince deniz seviyesi düştü, sığ denizlerin geniş bölümü kurudu, okyanusların sıcaklığı ve kimyası değişti. Yok oluş muhtemelen iki dalga hâlinde gerçekleşti.

Türlerin tahminen %86’sı kayboldu. Trilobitler, brakiyopodlar (kollu bacaklılar), mercanlar ve graptolitler ağır kayıplar verdi. Yine de bazı araştırmacılara göre bu kriz, büyüklüğüne kıyasla ekosistemlerin temel yapısını görece az bozdu; Silüriyen’de deniz toplulukları benzer bir düzenle yeniden kuruldu.

2. Geç Devoniyen: Resiflerin çöküşü

Yaklaşık 372-359 milyon yıl önce

Bu, tek bir olaydan çok milyonlarca yıla yayılan bir krizler dizisi. İki büyük darbe öne çıkıyor: yaklaşık 372 milyon yıl önceki Kellwasser ve yaklaşık 359 milyon yıl önceki Hangenberg olayları.

En büyük kurbanlar, o dönemin devasa resif sistemlerini kuran canlılardı; sığ deniz resifleri neredeyse tamamen çöktü. Zırhlı balıklar (plakodermler) ağır darbe aldı ve Devoniyen’in sonunda tümüyle ortadan kalktı. Toplamda türlerin yaklaşık %75’inin yok olduğu tahmin ediliyor.

Nedeni hâlâ tartışmalı. Öne çıkan fikirlerden biri, karada hızla yayılan bitkilerin kökleriyle kayaları ayrıştırması ve nehirlerle denize taşınan besinlerin dev alg patlamalarına yol açması. Ölen algler çürürken sudaki oksijeni tüketmiş, okyanusların geniş bölümlerinde oksijensiz koşullar oluşmuş olabilir. Volkanizma ve hızlı iklim değişimleri de aday nedenler arasında.

3. Permiyen-Triyas: Büyük Ölüm

Yaklaşık 251,9 milyon yıl önce

Dünya tarihinin bilinen en büyük yok oluşu. Baş şüpheli bugünkü Sibirya’da: Sibirya Kapanları (Siberian Traps) denen dev volkanik bölgede, yüz binlerce yıl boyunca muazzam miktarda magma yeryüzüne döküldü ve yer kabuğunun içine sokuldu.

Açığa çıkan karbondioksit ve diğer gazlar gezegeni hızla ısıttı, okyanusları asitleştirdi ve geniş deniz alanlarını oksijensiz bıraktı. Çin’deki Meishan kayaçlarının yüksek hassasiyetli tarihlendirmesine göre yok oluşun ana evresi yalnızca yaklaşık 60.000 yıl (±48.000 yıl) sürdü. Dünya’nın tüm tarihini 24 saate sığdırsan, bu yaklaşık 1 saniye eder.

Ne kadar tür kaybedildi? Uzun süre deniz türlerinin %90-96’sının yok olduğu söylendi; Barnosky ve arkadaşlarının derlemesinde de %96 yer alıyor. Ancak 2016’da paleontolog Steven Stanley, eski hesapların bu krizi daha önceki bir yok oluşla birleştirdiğini ve olağan arka plan kayıplarını da saydığını öne sürerek deniz türleri için oranı yaklaşık %81’e indirdi. Hangi rakam doğru olursa olsun, okyanuslardaki her beş türden en az dördü kayboldu.

Karada da memelilerin eski akrabaları olan sinapsitler başta olmak üzere pek çok hayvan grubu ağır kayıp verdi. Bu kriz, böceklerin yaşadığı bilinen tek kitlesel yok oluş olarak da anılıyor. Toparlanma milyonlarca yıl sürdü. Hayatta kalanlardan biri, domuz büyüklüğündeki bitki yiyici Lystrosaurus, bir süre karaların en yaygın hayvanlarından biri oldu. Triyas’ta ise boşalan dünyada yeni gruplar yükseldi: İlk dinozorlar ve ilk memeliler bu dönemde ortaya çıktı.

4. Triyas-Jura: Dinozorlara yol açan kriz

Yaklaşık 201,5 milyon yıl önce

Süper kıta Pangea parçalanmaya başladığında, bugünkü Atlas Okyanusu’nun açılacağı bölgede dev volkanik püskürmeler yaşandı. Bu bölgeye Orta Atlantik Magmatik Bölgesi (Central Atlantic Magmatic Province, CAMP) deniyor; kalıntıları bugün Kuzey Amerika’dan Fas’a ve Brezilya’ya kadar uzanıyor. Hassas tarihlendirmeler, ilk büyük püskürmelerin yok oluşla aynı zamana denk geldiğini gösteriyor.

Sonuç yine benzer: hızlı ısınma, okyanus kimyasında bozulma ve türlerin tahminen %80’inin kaybı. Karada timsahların akrabası olan pek çok sürüngen grubu ortadan kalktı. Dinozorlar ise krizi atlattı ve Jura döneminde karaların hâkimi oldu. Burada sık yapılan bir karışıklığı düzeltelim: Dinozorların sonunu getiren yok oluş bu değil; o, beşincisi.

5. Kretase-Paleojen: Gökten gelen son

66 milyon yıl önce

En ünlü yok oluş. 1980’de fizikçi Luis Alvarez, jeolog oğlu Walter Alvarez ve meslektaşları, dünyanın farklı yerlerinde bu döneme ait kayaçlarda olağandışı yüksek miktarda iridyum buldu. İridyum yer kabuğunda nadir, göktaşlarında ise boldur. Ekip, dev bir göktaşının çarptığını öne sürdü.

Belirleyici kanıt 1990’ların başında geldi: Meksika’nın Yucatán Yarımadası’ndaki yaklaşık 180 kilometre çaplı Chicxulub yapısının bir çarpma krateri olduğu doğrulandı. Yaklaşık 10 kilometre genişliğindeki bir cismin çarpması atmosfere toz ve kükürt saçtı, güneş ışığını kesti ve besin zincirlerini çökertti. Hindistan’daki Dekan Kapanları’nın volkanik faaliyetinin ne kadar katkı yaptığı ise hâlâ tartışılıyor.

Türlerin yaklaşık %76’sı yok oldu. Kuşlar dışındaki dinozorlar, pterozorlar, ammonitler, mozazorlar ve pleziyozorlar kayboldu. Ama küçük memeliler ve bir dinozor grubu, yani kuşlar hayatta kaldı. Memelilerin ardından gelen çeşitlenmesi, sonunda primatlara ve sana uzanan yolu açtı. Ayrıntılı hikâyeyi dinozorların sonunu anlattığımız yazıda bulabilirsin.

Yok oluşların ortak dersi

Nedenler farklı: buzullaşma, oksijensiz okyanuslar, dev volkanik püskürmeler ve bir göktaşı. Ama hepsinde ortak bir tema var: İklim ve okyanus kimyası, canlıların uyum sağlayabileceğinden çok daha hızlı değişti.

İkinci ders, yok oluşların yalnızca bir son değil, aynı zamanda bir başlangıç olması. Her krizden sonra boşalan ekolojik alanları hayatta kalanlar doldurdu. Permiyen sonu olmasaydı dinozor çağı, Kretase sonu olmasaydı memeliler çağı belki de bu biçimde hiç başlamayacaktı. Ama toparlanma her seferinde en az yüz binlerce, çoğu zaman milyonlarca yıl sürdü.

Altıncı yok oluşun içinde miyiz?

Son yıllarda sık duyduğun bir iddia: “Altıncı kitlesel yok oluşu yaşıyoruz ve sebebi insanlar.” Bu konuda bilim insanları arasında hem güçlü bir endişe hem de canlı bir tartışma var.

Endişe tarafı ağır basıyor. Habitat kaybı, aşırı avlanma, istilacı türler, kirlilik ve iklim değişikliği türleri baskı altında tutuyor. 2019’da yayımlanan IPBES küresel değerlendirmesine göre yaklaşık 1 milyon hayvan ve bitki türü yok olma tehdidi altında.

Barnosky ve arkadaşlarının 2011 analizi, günümüzdeki kayıpların ciddi ve hızlı olduğunu, ama henüz “türlerin dörtte üçü” eşiğine yaklaşmadığını gösterdi. Aynı çalışma, şu an tehdit altındaki türler kaybolursa bu eşiğin yaklaşık 300 ile 2.200 yıl içinde aşılabileceği uyarısını da yaptı.

2025’te Arizona Üniversitesi’nden Kristen Saban ve John Wiens, son 500 yılda belgelenmiş 912 yok oluşu inceledi. Bitkilerde, eklembacaklılarda ve kara omurgalılarında yok oluş hızının yaklaşık bir asır önce zirve yapıp sonra yavaşladığını buldular. Ancak araştırmacılar bunun “sorun yok” diye okunmaması gerektiğini vurguluyor: Geçmişteki kayıpların çoğu adalara taşınan istilacı türlerden kaynaklanırken, bugünün asıl tehdidi habitat kaybı. Çalışmada iklim değişikliğinin son iki yüzyıldaki yok oluşları artırdığına dair bir iz bulunmadı; ama araştırmacılar bunun iklim değişikliğinin zararsız olduğu anlamına gelmediğini vurguluyor.

Kısacası, günümüzdeki yok oluş hızının doğal arka plan hızının üzerinde olduğu konusunda bilim insanlarının büyük çoğunluğu hemfikir. Bunun bugün “kitlesel yok oluş” olarak adlandırılmayı hak edip etmediği ise tartışılıyor. Geçmişteki beş krizden önemli bir farkı da var: Bu kez gidişatı değiştirebilecek bir tür mevcut. O tür, biziz.


Özetle: Son yaklaşık 540 milyon yılda yaşam beş kez, türlerinin dörtte üçünden fazlasını kaybettiği büyük krizler yaşadı. Buzullar, oksijensiz denizler, dev volkanlar ve bir göktaşı farklı tetikleyicilerdi; ama hepsinde çevre, canlıların uyum sağlayabileceğinden hızlı değişti. Bugün bir altıncısının yaşanıp yaşanmadığı tartışılıyor, ama gidişatı belirleyecek olan bizim seçimlerimiz.

Kaynaklar

Kara delik, evrim, Andromeda… ne merak ediyorsan yaz.